
Şam – Emevi Camii
16-20 Ocak tarihleri arasında bir heyet olarak Suriye’deki son durumu gözlemlemek amacıyla bölgede bulunduk. Bu süreçte, bir yanda kan, gözyaşı ve yıkım; diğer yanda umut, teslimiyet ve vakar arasında şekillenen bir tabloyu bizzat deneyimledik. Cilvegözü sınır kapısından çıkarken, göç eden ya da yaşadıkları bölgelerin halini görmek üzere dönen Suriyelilerle karşılaştık.
İlk durağımız İdlip oldu. Savaş öncesinde yaklaşık 600 bin olan nüfus, yoğun bombardıman ve çatışmalar nedeniyle 5 milyonu aşmış durumda. Daha önce de İdlib’i ziyaret etmiştim; bu kez çok sayıda gözle görülür farklılıkla karşılaştım. Yaklaşık 5 yıldır bölgeyi yöneten İdlib Devleti, devlet mekanizmalarını kurmuş ve ticareti işler hale getirmiş. Türk Lirası’nın resmi para birimi olarak kullanılması, ilk ziyaretimde dikkatimi çeken detaylardan biriydi; bu kez de aynı durumu gözlemledim. Ticaretin neredeyse tamamının Türkiye ile yapılması, bölgede her köşede Türk ürünlerinin görülmesine neden oluyor.
Çadır kentleri ziyaret ederek yaşam koşullarını yakından inceleme fırsatı bulduk. İdlib’in girişinde, sınırımıza birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Bab-ül Hava bölgesindeki İHH İnsani Yardım Vakfı’na ait lojistik depolarını ve fırınları ziyaret ettik. Ayrıca, İHH ve Aid Uluslararası Doktorlar Derneği iş birliğiyle kurulan Göz Sağlığı ve Protez Hastanesi’ni görme şansı yakaladık. Burada, modern koşullara uygun şekilde hizmet verilen ve 3D yazıcılarla protez üretimi yapılan çalışmaları inceledik. Bu hastanenin, savaşta gerçekleşen bombalamalar ve operasyonlar sonucu kalıcı olarak sakat kalan yaklaşık 2 milyon insan için hayati bir öneme sahip olduğunu öğrendik.
Çadır kamplarda yardım dağıtımları ve gözlemlerden sonra Halep’e doğru yola çıktık. Yol boyunca uluslararası otoritelerin onayladığı güvenli bölgelerde konuşlanmış ve sayıları 140’ı bulan Türk askerinin görev yaptığı karakollarla karşılaştık. Halep merkezine vardığımızda ise adeta bir korku filmini andıran bir manzara karşımıza çıktı. Bazı mahallelere, PKK/YPG terör örgütünün keskin nişancıları nedeniyle giriş yapmamıza izin verilmedi. Şehirde taş üstünde taş kalmamış, camiler, hastaneler, okullar ve konutlar tamamen bombalanmıştı. Halep’in köylerinde ve en ücra yerlerinde bile sağlam bir bina görmek neredeyse imkânsızdı.
Halep Kalesi’nde İran milislerinin çıkarken tahribat yaptığı ve her yere mayın döşediğinden, güvenlik önlemleri kapsamında giriş-çıkış yasaklanmıştı. 8. yüzyılda yapılan ve dünya mirası listesinde yer alan Halep Ulu Camii’nin minaresinin yıkıldığını, içinin tahribata uğradığını gördük. Rejim devrilmeden önce, İran askerlerinin camiyi askeri karargâh olarak kullandığı ve bu durumun yöre halkını derinden yaraladığı bilgisine ulaştık.
Tarihi Medine Çarşısı’nda ise daha da vahim bir tablo vardı. 14. yüzyılda inşa edilen, 13 kilometre uzunluğuyla dünyanın en büyük kapalı çarşılarından biri olan ve 1986’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan yapı, çatışma ve bombardımanlar nedeniyle %80 oranında yıkılmıştı.
Hama’da da durum farklı değildi; neredeyse hiçbir yapı ayakta kalmamıştı. 1925, 1964, 1981, 1982, 2012 ve 2023 yıllarında katliamlara sahne olan bu kentin acıları, her köşesinde hissediliyordu.
Son durağımız Şam’dı. İlk izlenimimiz, 5 yıllık İdlib Devleti’nin, 60 yıllık Esed rejiminden yapılaşma, kurumların işleyişi ve düzen açısından çok daha ileri bir seviyede olduğuydu. Şam’da dahi enkazlar her yerdeydi. Şehir merkezinin küçük bir bölümü hariç, diğer kısımlar tamamen yıkılmış ve hayalet bir şehre dönüşmüştü.
Ziyaret sırasında edindiğimiz bilgilere göre, Emevi Meydanı ve İstihbarat binası önünde yeni yer altı hapishaneleri keşfedilmiş ve arama çalışmaları devam ediyordu. Şehirde yalnızca günde bir saat elektrik verilebiliyor. Ancak yeni hükümet, bu süreyi iki saate çıkarmış ve süreyi uzatacak çalışmalar başlatmış; hedeflerini önce 8 saate, ardından da 24 saate çıkarmak olarak belirlemişti.
Şam’da ilerlerken, yapıların büyük çoğunluğunun Osmanlı döneminden kaldığını ve son yüzyılda neredeyse hiçbir yenileme ve imar yapılmadığını gördük.
Ziyaretimiz boyunca Suriyelilerin kanaatkârlığını ve Türklere duydukları minneti her adımda hissettik. Türkiye’den geldiğimizi anlayan Suriyeliler, bizi durdurup ülkemiz ve milletimiz için dua ediyor, teşekkürlerini iletiyordu.
Genel olarak, Suriye’nin birçok şehrini ve bölgesini ziyaret ettik. Rejim destekçisi Nusayri mahalleleri haricinde, ayakta kalan neredeyse tek bir ev dahi olmadığını gördük. Bu süreçte, yeni devletin hızlıca terör örgütlerini son kalan bölgelerden çıkardıktan sonra, petrol gelirleriyle barınma başta olmak üzere zaruri yatırımları başlatması gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.
Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin, Suriye’deki kaosun hafiflemesi için siyasi, askerî ve ticari anlamda destek vererek ülkenin yeniden inşasına katkıda bulunması büyük önem taşıyor.

İdlip – Çadır Kentler

Şam – Merkez

İHH – AID Protez ve Göz Sağlığı Merkezi

Halep Kalesi

Halep – Tarihi Medine Çarşısı (14.yy)

Hama Sokakları

Hicaz Demiryolu – Şam İstasyonu
