Orta Doğu bir kez daha kaotik bir gerilimin eşiğinde. Uzun zamandır İsrail’in İran’a yönelik bir saldırı için fırsat kolladığı biliniyordu. Hedef açık: İran’da rejim değişikliği. Ancak bu kez tablo daha karmaşık ve tehlikeli.
Trump döneminde ABD’nin doğrudan sıcak çatışmalardan uzak duracağını, daha çok vekil güçler üzerinden ilerlemeyi tercih ettiğini gördük. Ancak İsrail, bu mesafeli yaklaşımı değiştirmek için ABD’yi adım adım savaşın içine çekmeye çalışıyor. Netanyahu’nun “İran’ın nükleer tesislerini vuracağız” yönündeki açıklamaları da bu stratejinin bir parçası.
Trump’ın bir dönem yaptığı “Ey İran, akıllı ol. Sana el sürmem ama İsrail’i salarım” açıklaması bugünlerde daha fazla anlam kazanıyor. İsrail, İran’a karşı yürüttüğü saldırılarda sadece askeri üstünlüğünü değil, istihbarat gücünü de sergiliyor. İran’ın güvenlik açıkları, her saldırıyla daha görünür hâle geliyor.
İsrail Başarı mı Sağlıyor, Yoksa İran Zafiyet mi Gösteriyor?
İran, dünyanın en büyük ikinci petrol ve dördüncü doğalgaz rezervlerine sahip olmasına rağmen, ciddi güvenlik ve yönetim sorunları yaşamaktadır. Yıllardır ülkeyi yöneten kadroların başarısızlığı, bu krizin temel nedenlerinden biridir.
Bugün İran, sadece İsrail’in saldırılarıyla değil, kendi iç zafiyetleriyle de mücadele ediyor. Hava savunma sistemlerinin yetersizliği, istihbaratın sızdırılması, hatta başkent Tahran’daki bombalı saldırılar, devrim muhafızlarının kontrolü kaybetmeye başladığını gösteriyor. Hizbullah’ın telsiz sistemlerinin çökertilmesi, Haniyye suikastı gibi gelişmeler bu zafiyetlerin örneklerindendir.
İran attığı füzelerin çok azını hedefe ulaştırabiliyor. Kendi kamuoyunu “Henüz en güçlü silahlarımızı kullanmadık” diyerek teskin etmeye çalışıyor. Ancak gerçek şu ki, İsrail İran’ın istihbaratına, güvenliğine ve stratejik kurumlarına derinlemesine sızmış durumda. Mossad adeta İran’ın damarlarında dolaşıyor.
Bir başka zafiyet ise zamanında Güney Azerbaycan’da Azerilerin hareketlerini kısıtlamak üzere İran tarafından imkan sağlanan ve güçlendirilen PJAK bugün İsrail’in emri ile özerk bölge talebi ile devleti iç savaşa doğru sürüklemektedir.
Yeni Savaşın Anatomisi
Bugün savaşlar sadece cephede değil, ekranların, uyduların ve dijital ağların üzerinde yaşanıyor. Ukrayna-Rusya Savaşı’nda da gördüğümüz gibi, topyekûn savaşların yerini hibrit mücadeleler almış durumda. İsrail, İran’a kara harekâtı yapamıyor çünkü sınır komşusu değil. Bu yüzden savaş, sadece hava saldırıları ve içeriden kışkırtmalarla yürütülüyor.
İsrail’in nihai amacı açık: İran içinde kaos yaratmak. PJAK gibi unsurları harekete geçirerek toplumsal infial oluşturmak ve rejimi sarsmak. Bu strateji yalnızca İran’ı değil, tüm bölgeyi yangın yerine çevirebilir.
Netanyahu, ABD’yi İran’a saldırı konusunda ikna edememektedir. Eğer ikna edebilirse savaşın boyutu çok daha genişleyecektir. Benim beklentim İran terbiye edildikten ve rejim değişikliğinin ayak sesleri duyulduktan sonra yani 10-15 gün içinde karşılıklı ateşkes sağlanabilir.
Abd ve Batı bloğunun İran saldırısına destek vermesinin ayrıca sebepleri vardır. Enerjisinin büyük kısmını İran’dan sağlayan Çinin boğazını sıkmak için büyük bir fırsattır. Hareket kabiliyeti sınırlanan Çin akabinde Rusya’nın da hareket kabiliyeti sınırlanacak ve batı bloğu daha da güçlenecektir. Sonrasında ise bölgede güç transferlerinin akabinde Pakistan ve Türkiye’yi bölme planlarını bir seviye daha artırıp Büyük Orta Doğu projesi için bölgede istikrarsız güçsüz devletler yanında güçlü bir İsrail ve Batı bloğu oluşturmak isteniyor.
ABD’nin doğrudan müdahalesi durumunda ise Çin ve Rusya’nın devreye girmesi ihtimali vardır ve bu da süreci küresel bir kaosa dönüştürebilir. İran ekonomisinin çöküşe doğru gittiği bu dönemde, hükümetin devrilmesi ve bölünme ihtimalleri masadadır. Son yıllarda “Şii Hilali” ideolojisine bağlı pek çok bürokratın suikastlarla ortadan kaldırıldığı da gözlenmektedir.
Türkiye Ne Yapmalı?
Bu çatışmanın Türkiye için önemi büyük. Bölgesel yangının yayılmaması için Türkiye’nin diplomatik yollarla devreye girmesi şart. Filistinli kardeşlerimiz için elinde milyonların kanı bulunan İran, tüm siyasi ve mezhebi çelişkilere rağmen, İsrail’in bölgedeki yayılmacılığına karşı bir denge unsuru olarak kalmalıdır. İran’ın tamamen çökmesi veya İsrail’in istediği gibi 3 e bölünmesi, sadece Tahran için değil, tüm İslam coğrafyası için büyük bir felakete yol açabilir akabinde iyice zayıflayan bölge sonraki hedef Pakistan ve Türkiye doğru dönecektir.
Bu noktada, Türkiye’nin dengeli ama kararlı bir tutumla İran’a istihbari ve teknolojik destek vermesi, aynı zamanda Filistin halkının da bir nebze olsun nefes almasını sağlayacaktır. Çünkü Netanyahu hükümeti zayıfladıkça, dünya daha çok Filistin’i konuşacak ve iki devletli çözüm süreci ivme kazanacaktır.
Son Söz
Netanyahu yönetimi, İsrail’i yalnızlaştıran bir yolun eşiğinde. İran’a yapılan bu saldırı, kısa vadede stratejik gibi görünse de uzun vadede İsrail’i daha da tecrit eden bir hata olabilir. Orta Doğu’da artık herkes biliyor ki, her füze, her saldırı ve her suikast yeni bir savaşın değil, yeni bir çöküşün işaret fişeği olabilir.
18 Haziran 2025

