Zemzem Kuyusuna İşeyen Adam ve Sosyal Medyanın Ahlaki Erozyonu

İslamın ilk yıllarında, bir Hac mevsiminde, Kâbe’nin en kalabalık olduğu anda, herkesin gözü önünde bir adam Zemzem kuyusuna işemiş. Bu akıl almaz eylem, onu bir anda meşhur etmiş. Nerede görülse, insanlar onu parmakla gösterir olmuş: “Bevvâl-i Çeh-i Zemzem” – Zemzem kuyusuna işeyen adam derlermiş. Herkes ondan nefret etmiş, onu lanetle anmış; ama o, bu lanetleri bir şöhret tacı gibi başında taşımış. Çünkü artık tanınan biriymiş. Yaptığı tek şey, kutsal olanı kirletmekti. Bu tek hareket, ona “kalıcı bir yer” kazandırmıştı toplum hafızasında.

Bu hazin ve rahatsız edici hikâye, ilk bakışta yalnızca münferit bir sapkınlık gibi görünebilir. Fakat dikkatle bakıldığında, çağımıza dair derin bir alegoriyi içinde barındırır. Modern zamanlarda, özellikle sosyal medya çağında, nice “zemzem kuyularına işeyen adamlar” türemiştir.

Günümüzde dijital mecralar, özellikle sosyal medya, görünür olmayı, bilinir olmayı, tanınmayı bir amaç hâline getirmiştir. Bu yeni dünyada artık “ne söylediğin” değil, “kaç kişinin seni gördüğü” önemlidir. Beğeni sayısı, izlenme oranı ve takipçi kitlesi, kişinin dijital değerini belirleyen yeni ölçütlerdir.

Bu bağlamda bazı insanlar, ahlaki sınırları çiğneyerek, hatta kutsallara saldırarak ün kazanmaya çalışmakta, “negatif şöhretin” kolaylığını tercih etmektedir. Tıpkı zemzem kuyusuna işeyen adam gibi, bazıları lanetlenmeyi bile görünürlük karşılığında kabullenmektedir. Çünkü artık şöhretin biçimi değil, miktarı önemlidir.

Zemzem kuyusu, yalnızca İslam inancında değil, aynı zamanda insanlık tarihinde kutsallığın, temizliğin ve maneviyatın sembolüdür. O kuyuya işemek, yalnızca fiziksel bir saygısızlık değil, aynı zamanda topluma, inanca, kutsala ve geleneğe karşı işlenmiş sembolik bir saldırıdır.

Bugün ise sosyal medya ekranlarında benzer saldırılarla sıkça karşılaşıyoruz:

  • Dini değerlerle alay eden “mizah” videoları,
  • Başkalarının mahremiyetini ifşa eden “içerik üreticileri”,
  • Acı çeken insanların videolarını izlenme uğruna paylaşanlar,
  • Şiddeti, cinselliği, ahlaksızlığı, çıplaklığı “trend” haline getiren paylaşımlar…

Tüm bu eylemler, modern zemzem kuyularına işemekten farksızdır. Ve ne yazık ki bu davranışlar, toplumun bir kesimi tarafından da “cesaret” veya “özgürlük” olarak alkışlanmaktadır.

Bugün, her platformda benzer hikâyelere rastlıyoruz:
Sırf viral olmak için kendi annesine hakaret eden genç.
Yolda yürüyen yaşlı bir kadına su fırlatıp kahkaha atan grup.
Bir mezarlıkta dans edip bunu “şaka” olarak yayınlayan kullanıcı…

Hepsi, zemzem kuyusuna işemekten farksız bu eylemlerle, “birilerine görünmeyi” başarmış, ama aynı zamanda insanlığını ve ahlakını zedelemiştir.

Onlar da artık “parmakla gösterilen” insanlar. Ama gururla değil, utançla, öfkeyle, lanetle…

Zemzem kuyusuna işeyen adam, herkesin nefretini kazanmıştır ama “bir şekilde hafızalarda kalmayı” başarmıştır. Bugünün sosyal medya fenomenlerinin bir kısmı da aynı arzuyla hareket eder: Tanınmak, Hatta gerekirse kötü olarak tanınmak. Çünkü artık “kötü ün” de bir ündür. Bu yeni anlayış, bireysel ahlakın, kolektif bilinçle olan bağını koparmakta; hatta toplumu yozlaşmaya itmektedir.

Zemzem kuyusuna işeyen adamın hikâyesi, sadece geçmişte yaşanmış uç bir hadise değil; aynı zamanda geleceğimizi tehdit eden bir zihniyetin simgesidir. Sosyal medya çağında hepimiz birer “seyirci”yiz. Ve neyi izlediğimiz, neyi alkışladığımız, neye tepki verdiğimiz, aslında kim olduğumuzu belirliyor.

Unutulmamalıdır ki şöhret geçici, ahlak kalıcıdır. Şöhretin arkasından koşarken kutsalları, değerleri ve insan onurunu çiğneyenler, belki geçici alkışlar alabilir. Ama geride çürümüş bir vicdan ve bozulmuş bir toplum bırakırlar.

 

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir